EL KIZI 7.BÖLÜM
İnsan en çok bilinmezlikten korkarmış.
Ölüme olan bilinmezlik gibi mesela.
Gidip dönen olmayınca, giden mi mesut kalan mı bilinmiyor elbette.
O yüzden en çok bilinmezlik korkuturmuş insanı.
Sare’de oturduğu traktörün tepesinde bir bilinmezliğe gidiyordu. Korkudan bir çok kez midesinin bulandığına, gözlerinin karardığına şahit olmuştu çoğu kereler. Ama ilk defa bir bilinmezlikti onu bu hale sürükleyen. Korkuyordu, heyecanlıydı, telaşı dağları aşmış gibiydi, düşünceleri darma dağındı ama yine de gidiyordu. Sefer’in bakışlarını ara ara üzerinde hissediyordu, fakat ona doğru düzgün bakmaya bile cesaret edemiyordu.
“Korkma tamam mı? Ben sana zarar vermem! Kurban olayım şu bakışlarında ki bir katile bakar gibi olan ifadeyi sil!” dedi Sefer.
Traktörün yüksek motor sesini bastırmak istercesine bağıra bağıra söylemişti bu sözleri.
Sare’nin göz pınarlarında birikmiş, akmak için bahane arayan yaşlar süzüldü bir bir bu sözlerle. Sefer güven vermek istese, hayatının merkezinde ki üç erkek, ağabeyleri ve babasından hiç bir hayır görmemişti ki, şimdi nasıl başka bir erkeğe güvenip yollarda düştüğüne inanamıyordu. Başını iki yana salladı.
“Yapamayacam!” dedi.
Sefer algılayamadı.
“Neyi?” diye sordu.
“Senlen gelmeycem! Bu delilik ben napıyom böyle! Anam kaldı arkada babam onu öldürür!”
Sefer traktörü hiç durdurmadan sürmeye devam etti.
Sare ne söylerse söylesin götürecekti onu.
“Durdur şunu!” dedi bu defa Sare.
Sefer olumsuz anlamda başını salladı.
“Durdurmak yok Sare! Bu yolun dönüşü yok! Boşuna kendini de beni de üzme! O adamın gözünde ki öfkeyi gördüm ben! Seni asla geri götürmem! Sen benim karım olacaksın!”
Sare’nin yeniden dizlerinde ki titreme kuvvetlendi. Bir hata değil iki hata birden yapmıştı.
Önce, dayaktan kaçmıştı, sonrada bu adamın traktörüne binmişti. Babasını hırsını alana kadar döverdi sonra Sare kaldığı yerden hayatına devam ederdi. Fakat şimdi bilmediği bir adamla, bilmediği bir hayata gidiyordu. Belki de bu adam Sare’yi kimselerin görmediği bir yere götürecek, sonra ona tecavüz edecekti. Beynine hücum eden düşüncelerle çılgına döndü.
“İndir beni indir!” diye bağırmaya başladı bu defa.
Sefer bir anda Sare’ye neler olduğunu anlayamadığı için, traktörü durdurdu. Hemen üstünden atlayıp, Sare’ye doğru yürüdü.
“Neyin var Sare sakin ol!” dedi.
Sare ellerini kendine siper etmeye çalışarak,
“Bana dokunursan öldürürüm kendimi!” diye haykırdı.
Sefer ellerini yukarıya kaldırıp,
“Sana dokunmayacam Sare! Sakin ol! Bunuda nerden çıkardın! Amcamın bağ evi var oraya gidecez bir süre saklanırız ortalık sakinleşince piyasaya çıkar evleniriz! Sana sen istemeden elimi bile sürmem söz!”
Sare olumsuz anlamda başını salladı.
“Hayır hayır olmaz! Hırlı mısın hırsız mısın nesin bilmiyom ben!”
Gecenin karanlığı iyiden iyiye çökmüştü. Toz içinde ki toprak yolu sadece ayın ışığı aydınlatıyordu. Sefer Sare’yi daha net görebilmek için biraz daha yaklaştı.
“Sare hırlı hırsız değilim! Kendi işinde gücünde biriyim! Korkmayı bırak artık Allah aşkına! Bak zamanla beni tanırsın! Beni tanımadan tekrar söz veriyorum senin istemediğin hiç birşey olmaycak aramızda! Hadi zorluk çıkarma artık bin traktöre! Boşuna dil dökme hem seni o adamın yanına kendi ellerimle götürüp teslim etmem!”
Sare öfkeyle baktı bu defa Sefer’e. Kaşlarını çatınca iki kaşının ortasında ki çizgi belirginleşti.
“Zorla mı tutacan yanın da!”
Sefer gayet sakin gülümsedi.
“Gerekirse zorla! Ama yinede seni o eve yollamam!”
Sare toprak yola dizlerinin üzerine çöktü.
“Pişman oldum senle geldiğime anlamıyon mu? Ben seni sevmiyom! Böyle olursa hiçte sevmem!”
Sefer’de Sare’nin yanına diz çöktü.
“Bir ömür sevme yinede seni götürmem!”
Sare sessizliğe büründü. Bir süre içli içli ağladı. Sefer onun sakinleşmesini bekleyip, tekrar konuşmaya başladı.
“Hadi gel bin şuraya! Zorla bindirmek zorunda bırakma beni!”
Sare çaresiz boyun eğdi. Yine traktöre binip hem ağladı hemde gitti.
Harun ise, arenada mızrak saplanmış kızgın boğa gibiydi. Yürüdüğü yolları adeta dövüyordu. Öfkesi karşı ki dağları yakıp kül edecek kadar sertti. Evin kapısını kıracasına açıp girdi. Münire’nin olup bitenlerden haberi olmadığı için, tek derdi Sare’ye siper olup, alacağı bir kaç darbeye engel olmaktı. Fakat Harun bir hışımla girip, Münire’ye öyle bir tokat attı ki, Münire tokatın etkisiyle savruldu. Harun durmayın sarıldı boyuna sıktıkça sıkmaya başladı. Münire nefes almak istercesine çırpınmaya başladı. Gözleri kanlandı, yüzü kızardı.
“Seni o or…pu kızın pi…çin biriyle kaçtı! Ulan siz analı kızlı ne haltlar yiyordunuz! Nerden buldu lan o adamı söylee!”
Münire anlamıyordu, Harun’un söylediği hiç birşeye bir mantık bulamıyordu.
“Ne adamı beyyy bilmiyom!” diyebildi zar zor.
Harun’un öfkeden gözü dönmüştü. Münire son nefesini vermek üzereyken, Harun ellerini gevşetti. Münire nefes alabilmek için, yere çöktü öksürmeye başladı. Fakat Harun alacağı azıcık nefeside çok görüp, birde tekme attı. Münire korkuyla köşeye saklandığı sırada, bir el Harun’un havaya kalkmış elini yakaladı.
“Bu saatten sonra anama vurmana seyirci olcak değilim!” diyen Ali’ydi.
Harun gözlerini Ali’ye çevirdi. Henüz yirmi yaşında gencecik delikanlı Ali’de kızgın gözlerini Harun’a dikti. Gücü henüz yetmezdi Harun’a. Onun kadar güçlü ve yapılı değildi. Harun elinin tersiyle bir tokatta Ali’ye savurdu. O hengamede Mehmet çıkıp geldi. Bu defa Harun’un elini tutan Mehmet’ti. Mehmet Ali’den küçük olmasına rağmen daha yapılı biriydi. İkisi ile birden baş edemeyeceğini anlayan Harun,
“Sizde erkek misiniz ulan! Sizde adam mısınız! Bacınız bir kırıkla kaçtı gitti siz babanıza kafa tutun!”
Mehmet bu defa öfke ile bakan gözlerini, hayretle açıldı.
“Ne kaçması ne diyon baba sen!”
Harun göğsünden Mehmet’i geriye doğru ittirdi.
“Bugün görücü geldi bacınıza vermedim! Eve geldim yoktu, akşam vakti çıktı geldi beni görünce geri kaçtı! Meğersem traktörle bekliyomuş o it! Beni görünce tuttu elinden aldı gitti bacınızı!”
Bu defa ortaya atılan Ali’ydi.
“Kimmiş baba?”
Harun Ali’ye dönüp bağırmaya başladı.
“Yukarı köyden Sefer’miş adı! Aldı gitti bacınızı! Siz babanıza kafa tutun horozlanın!”
Ali Mehmet’e bir işaret çaktı. Mehmet hemen Ali’nin peşine düştü. Harun’da Münire’ye bakıp,
“bu iş burada bitmedi! O kızını alıp gelip kemiklerini kırmazsam namerdim!” dedi. Hızla evden çıkıp aşağıya indi. Mehmet ve Ali ikisini birlikte traktöre atlayıp gidecekken Harun’da bindi.
“Bende geliyom!” dedi.
Andiç köyüne doğru gitmeye başladılar. Üçü de öfkeli üçü de kabına sığmaz bir haldelerdi. Vakit bir hayli geç olmuştu. Andiç köyünün kahvehanesinin önünde traktörü durdurlar. Harun bütün heybetiyle inip, kahvehaneden içeriye girdi. Kısaca selam verip,
“Faruk oğlu Sefer’in evini aramaya geldik ağalar! Onda bir emanetim var!” dedi.
Kahvehanede ki bütün okey taşı sesleri sustu. Çay karıştıran kaşıklar durdu. Herkes başını Harun’a çevirdi. Aralarından Harun’u tanıyan birisi, ayağa kalkıp,
“Oo Harun ağam hoşgeldin! Buyur bir çay içelim!” dedi.
Harun nefesini sertçe burnundan verdi, elinde ki tesbihini biraz daha hızla çevirdi.
“İstemez Kamil ağa! Bana Sefer’in evini gösteren yeter!”
Kamil başını kahvehanenin penceresinden dışarıya çevirdi.
Traktörün üzerinde sabırsızlıkla oturan iki gence baktı. Sonra bakışlarını tekrar Harun’a çevirip,
“Hayırdır ne edecen Sefer’i!” dedi.
Harun’un sabrı tükenmişti.
“Sanane lan emanetim var dedim duymadın mı?”
Kamil’de öfkelenmisti,
“Ne bağırıyon lan! Oğlan köyümüzün çocuğu ne bileyim bir kötülük etmeye gelmediğini! Sormak hakkım!” deyip diklendi.
Harun Kamil’i yakasından tutup, masalara doğru savurdu.
“O it benim kızımı kaçırdı! Şimdi güzellikle söyleyin evi nerede!” dedi.
Kahvehanede bir uğultu yükseltti. Yinede ne olur ne olmaz diye, Sefer’in ağabeyi Yasin’in evinin adresini verip, kahvehaneden bir grupta Harun ile çıktı. Harun ve oğulları traktör’de köylüler arkasında, Yasin’in evine çıktılar.
Evin önüne gelince, Ali kornaya bastı, Harun,
“Sefeeerrr! Çık ulan dışarıya çık!” diye bağırmaya başladı.
Yasin evin balkonundan başını uzattı.
“Ne oluyo burada?” diye sordu.
Harun Sefer’i tanımadığı için,
“İn aşağı ulan Sefer! Kızımı getir in aşağı!” diye bağırdı Yasin’e.
Neler olup bittiğini bilmeyen Yasin,
“Ben Sefer değilim! Ne etmiş kardeşim de kapımda havlıyorsun lan!” dedi.
Harun karşısında kinin Sefer olmadığını anlayınca,
“Senin kancık kardeşin kızımı kaçırdı! Ya kızımı getirsin yada olacaklardan ben sorumlu değilim!”
Yasin şaşırmıştı olup bitenlerden, bütün komşular pencerelerden, kapı önlerinden bakıyorlardı olanlara. Yasin,
“Bekle benim birşeyden haberim yok!” deyip aşağıya indi.
Harun karşısında boylu poslu yapılı Yasin’i görünce, omuzlarını dahada dikleştirdi.
“Kardeşin nerde lan versin kızımı!” dedi bu defa.
Yasin el kol hareketleri yaparak,
“Bilmiyorum dedim ya kıt beyinli misin? Haberim yok!” diye bağırdı.
Tam bir birilerine girecekleri sırada, köylüler Yasin’i ve Harun’u tuttular. Yasin köylülerin kolundan kurtulup, annesi Besime’nin evine doğru yürümeye başladı. Besime’nin evinin yanında ağabeyi İbrahim oturuyordu. Geçerken onunda kapısını çalıp olup bitenleri anlattı. İbrahim’de aşağıya geldi birlikte Besime’nin evine doğru gitmeye başladılar. Evin önüne gelince, Yasin ve İbrahim eve girdi. Besime ve Sefer’in kız kardeşi Melike, telaşa kapıldı. Yasin ve İbrahim durumu anlattılar. Onlar durumu anlatınca Besime telaşla dışarıya çıktı. Evin önü mahşer yeri gibiydi, bütün köy toplanıp gelmişti. Harun birde Besime’ye sordu kızını, kimse birşey bilmiyordu. O zaman Harun’da öfkeyle bağırmaya başladı tekrar.
“Bende bunu yanınıza bırakırsam adam değilim! Yürü lan!” deyip, Ali’ye traktörü sürdürdü ve köyden uzaklaştı. Köyün biraz dışına çıkınca, Ali’ye “dur!” dedi.
Ali durdu, Harun traktörden atlayıp, bir ağacın altına oturdu.
“Bir kıza karşılık bir kız! Madem o it kızımı kaçırdı, bizde onun bacısını kaçıracaz!” Bakışlarını Ali’ye çevirip,
“Sana karı alacaz onu! Dişe diş göze göz!” dedi.
BÖLÜM SONU♥️♥️
hayal__preest(YAZAR)