Benim hikayem çok uzun ama sabır gösterip okuyacaklar için yazmak istedim. Kendimi bildim bileli hep çocuk sahibi olmak istedim. Eşimle evlendiğimizde 28 yaşındaydım. İlk yıl evliliğe adapte olmak istediğimiz için korunduk. İkinci yıl (yani 29 yaşındayken) çocuk sahibi olmaya karar verdik sonunda. İlk birkaç ay her seferinde beklenti-hayalkırıklığı döngüsü ve “Daha yeni başladık,” diye kendimizi teselli etmekle geçti. Fazla uzatmayayım, bir yılın sonunda fiziken ve ruhen epey yıpranmış halde bir doktora başvurduk. Hiç unutmam, 2019′un son gününde rahim filmi çektirdim. Anesteziden önce ve sonra o kadar çok ağladım ki hiç tanımadığım hemşireler gelip elimi tuttular, teselli ettiler. Hatta rahim filmi öncesi endişeden o kadar dişimi sıkmışım ki bir dişim kırıldı o gece.
Çok şükür korktuğum gibi olmadı, rahim filmimde bir sorun görülmedi ve Şubat döngümde yumurta geliştirici ilaçlar kullanmaya başladım ama tek bir yumurtayı bile istenen boyuta getiremedik. Üzüntü içinde regl oldum ve daha yüksek dozda ilaçlara başladık. Bu sırada hayatımıza Covid girdi ve bütün endişelerimize bir de hastaneye gidip gelme korkusu eklendi. Mart ayında bir yumurta büyütmeyi başardık ve büyük bir beklentiyle aşılamaya girdim. Bu kadar beklenti duymamın en temel sebeplerinden biri doktorun aşılamanın bende çok yüksek ihtimalle tutacağını söylemesiydi. Fakat sonuç negatif oldu. Öyle kötü oldum ki kapandığımız evin içinde bağıra bağıra, duvarları yumruklayarak ağladım. On beş yıllık can dostlarımın bile aramalarına cevap vermedim. Sonra salgın sebebiyle mecburi bir ara ve eylül ayında bir tüp bebek doktorula ilk görüşme. Bu görüşmede sağ yumurtalığımda 2 cm bir kist olduğu ve muhtemelen gebeliği bunun engellediği söylendi. Doktor bir tüp bebek denemesinden önce birkaç kez aşılama daha denemek konusunda ısrarcıydı ve eşimin kendisine pek kanı ısınmadı. Sonraki regl dönemimde hayatımda ilk kez ağrıdan fenalaştım, saatlerce kustum, sabahı zor ettim. Sabah eşim beni doktorumuza götürdü ama zar zor yürüyordum. Doktorum muayenede kistimin 6 cm’e çıktığını gördü ve bazı testler istedi, bu testleri yaptırmamız için de sigortamın geçtiği bir hastanede çalışan bir hekim arkadaşına yönlendirdi bizi. O hastaneye gittik, acılar içinde ikinciye muayene oldum ama ağrılarım azalır gibiydi. Sırf tahlillerimizi yazsın diye gittiğimiz doktor “Ameliyat olmanız lazım, bugün bir şey yemediyseniz gidip yatışınızı yapın, mesai sonrası ameliyatınızı yaparım” dedi. Tabii şok olduk, biz oraya görüş almaya bile gitmemiştik. Doktor sorularımıza da yuvarlak, geçiştirici cevaplar verince eşim beni odadan çıkardı. Kendi doktorumu aradık ve doktorum da sorumluluk almak istemezcesine “Öyle diyorsa ol bari” gibi şeyler söyleyerek asla kendi tanısının arkasında durmadı. Böylelikle kendi doktorumuzla da ipler kopmuş oldu. Hastanenin önünde ağlaya ağlaya ailemi aradım ve babamın başka bir ilde jinekolog olan lise arkadaşının yönlendirmesiyle bu kez Cem Demirel’e gittik. Aynı gün, yine ağrı içince Cem Bey’e üçüncü muayenemi oldum ve Cem Bey asla ameliyata gerek olmadığını, bunun endometriozis hastalarında görülebilen yoğunlukta bir ağrı olduğunu söyledi. Gerçekten de aynı günün akşamında ağrı geldiği gibi kendiliğinden geçiverdi.
Böylece tüp bebek tedavimize Cem Bey’le devam etme kararı aldık. Bu sırada aylardan Ekim olmuştu ve bu tüp bebeğin benim son şansım olduğu fikrine iyiden iyiye inanmıştım. Kan aldırırken bile bakamayan ben ilk iğnem hariç tüm iğnelerimi kendi kendime vurdum, ona da alıştım. Yumurta toplama işleminde sadece 6 yumurta toplanabildi, bunların sadece beşi döllendi, üçüncü günde üç tane kalmışlardı. Her adımda azalarak bitiyorduk sanki. Sonunda beşinci günde iki embriyo ile transfere girdim, transferin ertesi günü diğer embriyomuzun da gelişiminin durduğu söylendi. Karnımdaki dışında hiçbir embriyomuz kalmamıştı.
O iki haftalık bekleme süresini neredeyse nefes almaya korkarak geçirdim ve daha test günüm gelmeden reglim başladı. Yıkıldım. Transfer sonrası her gün bebeğime bir mektup yazıyordum, o mektuplarla beraber transfer günü bize verilen görüntüsünü de bir ayakkabı kutusuna koyup dolabın derinliklerine gizledim.
Çok yoğun, çok ağır bir depresyon beni bekliyordu. Eşimle bir sene ara vermeye karar verdik bu ruhsal durumum sebebiyle. Bir psikiyatr ile görüşüp ilaç tedavisi almayı düşündüğüm için Cem Bey’den doğum kontrol hapı önermesini istedim. O ise “Siz kendiniz de hamile kalabilirsiniz, bu ihtimali elinizden almayın” dedi ve korunmamamı salık verdi. Yine de benim ümidim sıfırın bile altındaydı. Son umudum olan tüp bebek ihtimali de yerle bir olmuştu. Sadece kanepede uzanıp tv izleyerek ve her şeye ama her şeye ağlayarak geçen iki ayın sonunda antidepresana başladım ve bir sonraki denemeye kadar kendi sağlığıma odaklanmaya karar verdim. Beslenmeme dikkat etmeye başladım(on kilo kadar fazlam vardı), evde spora başladım, kendimi işe verdim. Kendi kendime hamile kalacağıma asla ama asla inanmıyordum, tek fikrim bir sonraki tüp bebek denemesine fiziksel ve ruhsal olarak en iyi halimle gitmekti. Şubat ayı başında, beklenen adet tarihimden üç gün sonra kanama başladı. (Adetlerim düzensizdir) Bildiğiniz adet kanaması gibiydi ama miktarı asla artmıyordu, bir haftanın sonunda azaldı ve kahverengi lekelere dönüştü ama kesilmedi. Ama ben bu sırada her gün 45 dk tempolu spor ve pilates yapmaya ve her gün evi temizlemeye devam ediyordum. Hatta bu sırada eşimle İkea’ya gidip yeni bir çalışma masası aldık bana, onu taşımasına bile yardımcı oldum. Sonraki iki gün spor yapmayınca kanamanın da azaldığını gördüm ve içime bir kuşku düştü. Ama daha evvel de böyle kuşkulu durumlarım olmuş ve negatif çıkmıştı. “Yine de bir test alayım, içim rahat etsin” dedim kendi kendime. O sabah testi yaptıktan sonra lavabonun yanına bırakıp internette gezinmeye başladım. İçimden “Neyse şu tek çizgiyi göreyim de kafamda soru işareti kalmasın, sonra gider sporumu yaparım” diyordum. Tuvaletten kalkıp teste uzandığımda iki tane kopkoyu çizgi bana bakıyordu. O kadar inanamadım ki sanki aslında üçüncü bir çizgi daha belirmesi gerekiyormuş gibi geldi. Eşimi uyandırdım bağıra çağıra, zavallı adam gözünün çapağını silemeden eline testi tutuşturdum bu doğru mu diye. Sonra kan test ile de doğrulandı, hatta kesesinin içinde minicik bir nokta olan kendisini bile gördük. Hâlâ inanmakta zorluk çeksem de 2,5 yıl boyunca tüp bebekle bile hamile kalamayan ben sadece 4 ay sonra hamile kaldım ve transfer sonrası nefes almaya bile korkmama rağmen tutunamayan embriyo her gün yapılan sporlara, hoplayıp zıplamalara, ağır kaldırmalara rağmen tamamen kendi kendine tutunmayı başardı.
Biliyorum, çok uzun yazdım. Niyetim kimseye akıl vermek, şöyle yapın, kafanıza takmayın filan demek de değil. Sadece iki önerim var bu yolda olanlara. Öncelikle kendinizden vazgeçmeyin, ruh ve beden sağlığınıza odaklanın. İkinci olarak da bunun sadece sizin başınıza gelen bir ceza olduğunu düşünmeyin, kendinizi yalnızlaştırmayın, sizinle aynı şeyleri yaşayan insanlar bulun ve duygu ve deneyimlerinizi paylaşın. Bir can dünyaya gelmeye yazgılıysa illa ki geliyor, değilse de dağ olsanız duramıyorsunuz önünde. O yüzden kendinizi suçlamak yerine sevin ve kendinize iyi bakın :) Sevgiler…