İyi okumalar her gün devamıni atacağım 👍🏼👍🏼
EL KIZI 1.BÖLÜM
Sıcak hava bütün yakıcılığı ile yüzünü yakıyordu. Sarışın olmanın cezasını sıcak havalarda fazlasıyla çekiyordu. Sevmiyordu yaz aylarını Sare. Tarla işleri bir yandan, bağ bahçe diğer yandan nefes alacak zaman bulamıyordu. Babası Harun fazla katı bir insandı. İki oğlundan sonra olmuştu Sare. Öyle kız oğlan ayrımı yapmazdı Harun. Ne oğullarını nede kızını sinirlenince gazabından geri koymazdı. Sert tokatlarını bile kız oğlan ayrımı yapmadan indirirdi. Canından bezmişti Sare. Halen on yedi yaşındaydı ama şimdiden canından bezmişti. Birde Sare’nin tek derdi babası değildi ki o birde iki ağabeyinin tartaklamalarından nasibini alıyordu çoğu zaman. Annesi Münüre ise bir koca iki oğlanla, dayanacağı tek dayanak olarak gördüğü Sare’ye her zaman yaşından daha fazla yükleniyordu.
“Sare kız Sare!” diyen komşuları Sibel’in sesini duydu.
“He Sibel abla!” dedi.
Sibel çok beğeniyordu Sare’yi incecik yüzü, sarı saçlarına uyumlu bal rengi hareleri, incecik beli, uzun boyu biblo bebekleri andırıyordu. Ayrıca çok çalışkan bir kızdı, yaşına göre çok becerikli her işin altından kalkabilecek kabiliyeteydi.
Erkek kardeşi Ersin’e yapmak istiyordu onu. Ersin Sare göre yaşça büyük olsa bile istiyordu bunu.
“Bizim verandada toplanıyoz! Elif abla kısır yapcak! Hatice abla kek dökcek! Saniye abla makarna haşlıycak Sizde gelin ananla sende yap birşeyler!” dedi.
En büyük keyifleri buydu mahallecek. Sibel’in evinin geniş verandasında toplanıp, kapı önü sohbeti yapmaktı. Sare gibi genç kızlar, Sibel gibi evli kadınlar hep birlikte toplanıp, dedikodu eder yaşadıkları kasabadan haberdar olurlardı. Genç kızlarda kimi dantel örer kimi kanaviçe işler çeyizlik hazırlarlardı. Sare başını merdiven trabzanından biraz daha uzatıp Sibel’i görmeye çalıştı.
“Bende revani yapam Sibel abla annem bahçede gelir birazdan derim onada geliriz!” dedi.
Sibel’in planlarının içinde, Ersin’i de eve getirip bir şekilde Sare ile görüştürmek vardı. Fakat bundan habersiz Sare yine oturmaya gitmek için revani yapmaya koyuldu. Önce terasa kurdukları kuzineyi yaktı, ardından revani hamurunu karıp tepsiye döktü. Isınan kuzine sobasının fırınına sürdü. Revani pişene kadar oda şerbet yapmak için aşağıya mutfağa indi. Az sonra babası Harun’un gürleyen sesini duydu.
“Sare!”
Bir insan babasının eve gelmesinden kokar mı?
Sare korkuyordu, ne zaman babası eve gelse içini bir kasvet basıyor, onu korkunun kollarına atıyordu.
“Buyur baba!” dedi.
Adam daha Sare’yi görür görmez tokatı bastı.
“Ahırda ineklerin altına saman serilmemiş!” dedi.
Şiddetli tokatın etkisiyle yanağı zonklayan Sare,
“Mehmet ağam yapacaktı onu baba!” dedi.
Bir yanda da babasının gazabından korunacağı bir köşe arıyordu.
“Sümsük Mehmet ağana kalırsa!” diye hiddetle bir tokat daha attı.
Bu defa gerçekten çok canı yanmıştı Sare’nin.
“Baba yapma vallaha o yapacak diye!” dediği anda Harun kolundan tuttuğu gibi onu savurdu.
“Niye kontrol etmedin!” dedi.
Tam o anda kapı açılıp, içeriye Mehmet girince bu defa bütün öfkesiyle ona yöneldi.
“Lan ahırın altına saman sermemişsin!” dedi.
Artık on dokuz yaşında olan genç adam babasından dayak yemeyi yediremiyordu kendisine,
“Sermemişsem nolmuş! İner hallederim şimdi!” dedi.
Harun tam elini kaldırmış bir tokatta ona atacakken Mehmet’in öfkeli bakışlarıyla geri adım attı. Mehmet ahıra inince Harun’da kahvehaneye gitmek için, evden çıktı.
Bitmişti bir işkencenin daha sonu gelmişti. Sare zorla yerinden kalkıp, önce elini yüzünü yıkadı. Ardından hem ağladı kaderine, hemde pişen revaniye şerbetini döktü. Bıkmıştı bu hayattan, artık tahammül edemiyordu. Halbuki çok severdi revaniyi ama yine göz yaşları bulanmıştı. Yaklaşık bir saat sonra annesi geldiğinde, Sare’nin morarmış yüzünü görünce, Harun’un birşeyler yaptığını anladı.
“Yine ne ettinde hiddetlendirdin babanı!” dedi.
Nefret ediyordu annesinin bu huyundan ne zaman babası Sare’ye şiddet uygulasa hemen suçu onda arıyordu.
“Belki inanmazsın ana! Ama ben yine hiç birşey yapmadım! Onun canı yine kum torbasına yumruk atmak istedi!” dedi.
Münüre hanım elinde ki kovayı mutfağa bırakıp,
“Deli deli konuşma kız baban ne zaman haksız yere dövdü!” dedi.
Münüre hanım iflah olmazdı. Kızına yapılanları hiç düşünmeden, gerektiğinde şiddetin hak edilen birşey olduğunu düşünüyordu. Sare biliyordu artık babası ne yaparsa yapsın, annesi onu hep haklı görecekti. İlerde birgün annesi gibi bir anne olmamak için yeminler ediyordu.
“Sibel abla geldi verandada toplanacakmışız!” dedi.
Annesinden gerekli desteği göremeyeceğini bildiği için hep yaptığı gibi acısını görmezden gelmeye karar vermişti.
“Aaa elimiz boş gitmek olmaz şimdi. En basit makarna olur su koyda makarna yağlayıp, yoğurtlayalım!” dedi.
Sare annesinin gelip saçını okşamasını, onu sarıp bağırına basmasını beklerken, sanki yediği dayak normalmiş gibi davranmasına, iç çekti.
“Ben revani yaptım!” dedi.
Münire hanım gayet coşkulu,
“Aferim kız sana! Tabağa ağır babanla ağalarına da kalsın az! Bende şu tozlu topraklı üstümü bi değiştireyim!” dedi.
Münire gidince Sare’de aynanın karşısına geçti. Sol yanağında ki iz kaybolmuştu ama, sağ yanağı morumsu bir görüntüdeydi. Babasının gazabına çok şık maruz kaldığı için, dışarı çıkarken kullanmak için, fondöteni hiç eksik etmiyordu. Çünkü yüzü çok beyaz olduğu için, küçük bir kızarıklık bile onda büyük bir sorunmuş gibi görünüyordu. Eline krem formunda ki fondötenden bolca sıktı. Mor kısmı kapatıp, cildi eşitlensin diye yüzünün diğer yerlerine de sürüp yedirdi. Aynada tekrar baktığında acıyordu hala ama görünmüyordu artık.
Münire gelince Sare başına mavi iğne oyalı yazmasını bağladı. Saçlarını uçlardan çıkararak iki ucunu ensesinden geçirip önüne bıraktı. Harun kolunu sıkıp savurunca koluda morarmış olsa gerek, ağrıyordu. Kolunu avcunun içinde biraz sıkıp bıraktı. Ardından Münire’nin söylediğini yapmak için, mutfağa geçti. Bir tabağa babası ve ağabeyleri içinde revani ayırdı. Kalan tepsinin üstüne bir örtü ve annesi ile birlikte Sibel’in evine doğru yol aldılar. Ondan kapıdan gerince, komşuları Hatice Sare’ye bakıp,
“Tüh tüh Maşaallah Sare! Kız Münire sana diyom ver şu kızını Kerim’ime! Öğretmen olacak malum öğretmen karısı olur fenamı?” dedi.
Bu tür konuşmalar Sare’yi utandırıyordu. Ayrıca en yakın arkadaşı Mercan’ın Kerim’de gönlü olduğunu biliyordu. Mercan yerinde huzurca kıpırdadı. Sare göz ucuyla Mercan’a bakıp, Hatice’ye gülümsemekle yetindi. Münire hanım gür bir kahkaha attı.
“Olur kız Hatçe verem! Ben veremde önünde iki ağası var babası verir mi bilmem?” dedi.
Onlar aralarında şakalaşıp gülerken, Sare’de Mercan’ın yanına oturdu. Bir suçu olmadığı halde özür dilercesine gözünün içine baktı. Sibel’in ise bugün Sare ile ilgili çok farklı planları vardı. Kardeşi Ersin’i de yardım bahanesiyle evine çağırmıştı. Kadınlar gelince de ben sana ikramlardan getiririm deyip evde beklemesini söylemişti. Olacaklardan Ersin’in de haberi yoktu. Sare’yi Kerim’e isterlerken sesiz kaldı bilinçli olarak. Onun planları bambaşkaydı çünkü. Sibel onlar gelmeden önce çayı demleyip hazırladığı için, geriye sadece servis etmek kalmıştı. Kızların üzerinde gözünü gezdirip, Sare’de durdu.
“Sare kalk gülüm bana bi yardım et! Tabakları ben alam kaşıkları, çatalları, bardakları sen al!” dedi.
Sare mavi yazmasına uyumlu mavi keten kumaş eteğini toplayıp kalktı.
“Olur Sibel abla!” dedi.
Sibel şöyle bir baktı ince beline, uzun boyuna, iyi olacaktı herşey biliyordu. Sare ile içeriye girince kendisi mutfağa yöneldi. Sare’ye de
“Sende oturduğumuz odada rafta büyük tabakları al gel!” dedi.
Sare odaya girince de koltukta uzanmış bir erkek görünce geri çıkmak için kapıya yöneldi. Fakat Sibel ondan önce davranıp kapıyı kapattı ve kilitledi.
BÖLÜM SONU 🥰
hayal__preest(YAZAR
İyi okumalar ☺️