Aylardır buradayım…Ne hikayelere şahitlik ettim, ne başlıklarda gezindim. Bazen okuduklarımın etkisinden günlerce çıkamadım. Ben nasıl doğuracağım? Bebeğimi doğar doğmaz görebilecek miyim? Her şey yolunda gidecek mi? Bir sağlık sorunu yaşayacak mı? Sezaryendeyken ne hissedeceğim? İlk emzirme sonrası ne zaman sütüm doğru düzgün gelmeye başlayacak? Aylardır bu düşünce kaosunda oradan oraya savruluyordum ki doktorum artık 25 Mart günü seni sezaryene alacağım dedi. Hiç ama hiç hazır değildim. Etrafa heyecan çığlıkları neşe kahkahaları saçıyorum ama psikolojik olarak korkudan yerlerdeydim. 24 Mart Perşembe son kontrolümün yapılması adına hastanemize sabah 9 buçukta vardık. Nst bağladılar. Nst sonucunda ben sancı olmadığını gördüm. İçim rahat bir şekilde doktorumun odasına geldim. Nst raporunu eline aldı baktı ve dedi ki; “hareketlerinde azalma var annesi sen hemen yatış yap ben 1-2 saate alacağım ameliyata” Ne?! Hani ameliyat öncesi 8 saatlik aç kalmam gerekiyordu, hani bir şey yemeden gelecektim! Valizlerimiz hazır ama belki de evde unuttuğum bir şey var? 1-2 saate mi? Doğum fotoğrafçısıyla yarın için anlaşıldı 1-2 saatte burada olabilecek mi? Annemler o kadar hazırlık yapıyordu yarına şu anda onca şey, nasıl! Tabii ki bu düşünceler beni ele geçirirken doktoruma yalnızca kuru bir “tamam” diyebildim ve yatış birimine geçtik. Hızlıca halloldu odamdaydım. Çok kısa sürede hemşireler geldi anında Nst’ye bağlanmıştım. Şu ana kadar olan en kısa Nst’m idi 3 dk sonra önlüğüm takılmıştı. Anestezi doktoruyla bile ameliyathanede görüşeceğimi öğrendim öncesinde gelemezdi vakit yoktu. 5 dakika içerisinde de ameliyat sedyem odamdaydı. Ağlayamıyordum bile. Ama unutamadığım bir an var. Sedyeye put gibi yatırıldıktan sonra saçlarımda ve elimde hissettiğim o sıcacık el. Gözleri dolu dolu bana sevgiyle bakan canım sevgilim..canım eşim.. O an yanımda istediğim tek kişiydi…Kalabalık gidecektik sözde, bir tek o olabildi o an. Başkasına da gerek yokmuş. Asansöre binene kadar ağlamadım sanırım. Ne zaman eşimden koptum bende de film kopmuştu. Buz gibi değildi ameliyathane. Belki de ben kanter içinde kaldığımdan. 11:25 başlangıç saati. Spinalim vuruldu. Her şeyi hissediyorum. Acı gerçekten yok ama dehşet rahatsız verici. Kalkmak istiyorum. Suyum patlatılıyor. Eşilip biçildim. Yaptıkları her işlemin farkındayım. 11:40… Ameliyathanenin bir ucundan o kadar narin bir ağlama sesi geliyor ki…
Sorduğum soru;
o benim bebeğim mi?
“Annesi” diye bir ses geldi sol yanımdan
Sağımda da fotoğrafçım seslendi; “evet çekeceğim hep bu anları”
İnanamadım. O güzelliğin, o zarif suratın, o yakışıklı kocaman kocaman bakan gözlerin benden çıktığına inanamadım. O minicik suratıyla çizilmiş gibi olan kaşına gözüne burnuna dudaklarına inanamadım. Kokusuna, hala inanamıyorum. Bu kadar uzun kokusunu içime çektiğim hiçbir şey hatırlamıyorum.
Bu böyle yaz yaz bitmez ki dostlar. Ben hissettiklerimi, yaşadıklarımı gerçekten sayfalar dolusu da yazsam eksik kalacakmış gibi bir şey.
velhâsıl şu an Güneşi emzirdim, öğleden sonra 4 civarı yazmaya başladığım fakat artık bir anne olarak yerine getirdiğim 25266273 adet sorumluluk nedeniyle milyon kez ara verdiğim bu postu bitirmeye çalışıyorum.
Sezaryen sonraki iyileşme süreci gerçekten sancılı dostlarım. Sanki o ağrılar acılar hiç geçmeyecekmiş de bende bebeğimle asla tek başıma ilgilenemeyecekmişim gibi…Öyle de bir ilgileniliyor ki. Güneşkuşumun bugün dünyadaki 3 günü, benim ise karnımın 7 kat dikilmesinin. İkimizde Allah’a şükür düne göre çok çok iyiyiz. Her düne göre yarınlarımız güzel olacak inanıyoruz🌞
Merak ettiğiniz her soruyu yanıtlayabilirim elimden geldiğince. Baş ağrısı yapmadı şimdiden söyleyim. Dependler gerçekten hayat kurtarıyor. Ve ve ve. İmkanı olan yataşın Juno yatağından alsın ve beklesin. Yatırır yatırmaz nasıl mutlu oldu bebeğim benim. Sanki hala içeride sanıyor🤪
Her şey güzel olsun hepimiz için. Sağlıkla doğurun, sevgiyle büyüsünler.🌸